Yapısal Aile Terapisi: Ailede “Sorunlu Çocuk” Yoktur, “Tıkanmış Sistem” Vardır!
Bir aile danışmanı olarak okul psikolojik danışmanlığında sıkça duyduğum bir cümle vardır: “Hocam, bizim çocuk çok sorunlu, bir görüşeniz!.” Oysa Yapısal Aile Terapisi penceresinden baktığımızda, resim çok daha farklıdır. Bu model bize der ki; sorun tek bir kişide değil, ailenin o görünmez yapısındaki tıkanıklıklardadır. Yani çocuğun o hareketini kaldırıp altına baktığımız bir aile sistemi çıkar.
Salvador Minuchin tarafından geliştirilen bu yaklaşım, aileyi bir “sistem” olarak ele alır. Eğer sistemin dişlileri (hiyerarşi, roller, sınırlar) birbirine takılıyorsa, bireylerden birinin “semptom” göstermesi kaçınılmazdır. Peki, bu sistem nasıl işler ve biz nerede takılıyoruz?
İçindekiler:
Yapısal Aile Terapisinin 4 Ana Hedef Alanı
Terapide ailenin yapısını yeniden inşa ederken dört temel sütunu kontrol ederiz. Bu sütunlar sağlam değilse, aile binası kriz anlarında sarsılmaya başlar.
1. Hiyerarşi: Dümen Kimin Elinde?
Hiyerarşi, ailede kimin neyden sorumlu olduğu ve kararların nasıl alındığıyla ilgilidir. Sağlıklı bir ailede ebeveynlerin “kaptan köşkündeki” varlığı net olmalıdır.
-
Örnek: Eğer bir evde 7 yaşındaki çocuk, akşam yemeğinde ne yeneceğine veya babasının kaçta eve gelmesi gerektiğine karar veriyorsa, orada hiyerarşi bozulmuştur. Terapide amacımız, ebeveynlerin sesini duyuran, güven veren bir otoriteye sahip olmasını sağlamaktır.
2. Kurallar ve Roller: Görünmez Sözleşmelerimiz
Her aile üyesinin bir görevi ve diğerlerinden beklentileri vardır. Sorun, bu roller belirsizleştiğinde veya “müdahale edici” hale geldiğinde başlar.
-
Örnek (Müzakere Edilmemiş Roller): Bir annenin depresyonda olduğu bir senaryoda, evin en büyük kız çocuğu farkında olmadan evin tüm temizliğini ve kardeşlerinin bakımını üstlenebilir. Bu durum anneyle konuşulmadan, kendiliğinden geliştiğinde çocuk “ebeveynleşmiş” olur ve kendi çocukluğunu yaşayamaz.
3. Sınırlar: Yakınlık mı, Mesafe mi?
Sınırlar, aile üyeleri arasındaki “psikolojik mesafeyi” belirler.
-
Örnek: Bazı ailelerde sınırlar o kadar geçirgendir ki, kimsenin özel alanı yoktur. Bir gencin odasına kapıyı vurmadan girilmesi veya ebeveynlerin tüm tartışmalarını çocukların önünde yapması sınır ihlalidir. Tersine, sınırların çok sert olduğu ailelerde ise üyeler birbirinden kopuk yaşar, kimse kimsenin ne hissettiğini bilmez.
4. İlişkiler: Dış Dünya ile Bağlantı
Yapısal model “ilişkisel”dir. Sadece evin içine değil, ailenin okul, iş ve geniş sosyal çevreyle nasıl bir alışveriş içinde olduğuna da bakarız.
-
Örnek: İş yerinde yoğun mobbinge maruz kalan bir babanın, bu gerginliği eve taşıyıp çocuklarına patlaması, dış sistemin aile içindeki ilişkisel dengeyi bozmasına tipik bir örnektir.
Hiyerarşi ve Sınırlar Bozulduğunda Ne Olur?
Sistemin işleyişindeki aksaklıklar genellikle şu üç şekilde karşımıza çıkar:
-
Otoritenin Sarsılması: Eğer bir büyükanne, torununun yanında annenin verdiği bir cezayı iptal ediyorsa (“Bırak çocuk yesin o çikolatayı, ne olacak!”), annenin otoritesi sarsılır. Bu durum çocukta güven kaybına ve kuralları manipüle etme becerisine yol açar.
-
Sorumluluk Dengesi: Disiplin konusunda babanın tamamen pasif kaldığı, annenin ise “kötü polis” olmak zorunda bırakıldığı evlerde sistem tıkanır. Anne bunalır, baba ise sistemin dışına itilir.
-
Sorun Taşıyıcı Rolü (Sinyal Verici): Bazen bir çocuk okulda aniden saldırganlaşır. Aslında yaptığı şey, boşanma aşamasında olan anne ve babasının dikkatini kendi üzerine çekerek onların kavga etmesini engellemeye çalışmaktır. Çocuk burada ailenin krizine dikkat çeken bir “alarm” görevi görür.
Bireyi Şekillendiren Çevresel Faktörler
Aile sistemleri teorisine göre hiçbirimiz bir boşlukta yaşamıyoruz. Bireyi etkileyen katmanlar şunlardır:
-
Yakın Aile ve Alt Sistemler: Kardeşler arası rekabet, nesillerden aktarılan travmalar veya cinsiyet rolleri (örneğin “erkek adam ağlamaz” kültürü) bireyin kimliğini doğrudan şekillendirir.
-
Geniş Sosyal Kurumlar: Okul başarısızlığı veya inanç sistemleri, kişinin dünyayı algılama biçimini değiştirir.
-
Sosyal ve Ekonomik Olaylar: Bir ebeveynin işsiz kalması sadece ekonomik bir sorun değildir; ailenin stres toleransını ve bireyin özgüvenini sarsan bir sistem olayıdır.
-
Sağlık ve Tanılar: DEHB, depresyon veya kronik bir fiziksel hastalık, ailenin tüm rutinlerini ve etkileşim biçimlerini yeniden düzenlemesini gerektiren bir stres faktörüdür.
Neden “Takılıp” Kalıyoruz? Minuchin’in 6 Temel Tespiti
Birçok aile, değişim rüzgarları estiğinde yelkenlerini açmak yerine eski çapalarına sıkı sıkıya tutunur. İşte aileyi o kriz anında donduran temel nedenler:
1. Zamanı Geçmiş Yapılar (Eski Haritalar)
Minuchin’e göre aileler genellikle artık geçerliliği kalmamış bir yapıya sıkışırlar. Hayat akmış, şartlar değişmiştir ama aile eski kurallarla oynamaya devam eder.
-
Örnek: Çocuk artık 19 yaşında bir üniversite öğrencisidir ancak ebeveynler hala ona 9 yaşındaymış gibi davranıp her adımını denetlemektedir. Bu “zamanı geçmiş yapı”, gencin özerklik ihtiyacıyla çatışır ve büyük krizler doğurur.
2. İşe Yaramayan Hikayeler (Etiketlerin Esareti)
Aileler kendilerini açıklamak için kullandıkları ama aslında onları felç eden anlatılara tutunurlar.
-
Örnek: “Biz şanssız bir aileyiz” veya “Bu çocuk doğuştan huysuz” gibi etiketler, ailenin çözüm üretme gücünü elinden alır. Aile bu hikayeye o kadar inanır ki, kendi etkileşim biçimlerini değiştirmeyi denemez bile.
TAVSİYE YAYIN: Aile Yapısını Anlamak
3. Birey Değil, Süreç (Hatalı Odak Noktası)
Minuchin’e göre en büyük takılma nedeni, sorunu kişinin içinde aramaktır. Oysa sorun, o kişilerin birlikte işleyiş sürecindedir. * Örnek: Eşler arasındaki gizli gerginliği çözmek yerine, dikkatlerini sürekli çocuğun okul başarısızlığına verirler. Burada sorun çocuğun dersleri değil, eşlerin birbiriyle doğrudan iletişim kuramaması sürecidir.
4. Yaşam Geçişlerine Uyum Sağlayamama
Evlilik, boşanma, yeni bir bebeğin doğumu veya bir aile üyesinin kaybı gibi geçişler, sistemin kökten değişmesini gerektirir.
-
Örnek: Bir bebeğin doğumuyla babanın “bekar hayatı” rollerini sürdürmeye çalışması veya anneannenin yeni kurulan çekirdek ailenin ebeveynlik otoritesini sarsması, aileyi bu geçiş evresinde “takılı” bırakır.
5. Yapısal Bozulmalar ve Sınır İhlalleri
Hiyerarşi ve sınırların birbirine karışması, sistemin en büyük düşmanıdır.
-
Ebeveynleşmiş Çocuk: Bir annenin kızıyla dert ortağı gibi olup eşiyle yaşadığı cinsel veya finansal sorunları ona anlatması, sınır ihlalidir. Çocuk burada kapasitesini aşan bir bilgi yüküyle “takılı” kalır.
-
Koalisyonlar: Eşlerin kendi aralarındaki çatışmayı çözmek yerine, çocuğu yanlarına çekip diğer eşe karşı bir cephe oluşturmaları (koalisyon), ailenin sağlıklı büyümesini durdurur.
6. Kriz Anına Odaklanma ve Kaynakları Unutma
Aileler kriz anında o kadar çok “neyin yanlış gittiğine” odaklanırlar ki, ellerindeki güçlü yönleri (sevgi, dayanışma, geçmiş başarılar) fark edemez hale gelirler. Bu durum, onları pasif bir mağduriyet alanında sabitler.
Sonuç
Yapısal Aile Terapisi bize gösteriyor ki; değişim bir kişinin değişmesiyle değil, sistemin parçalarının yeniden dizilmesiyle mümkündür. Terapide amacımız, ailenin unuttuğu güçlü yönlerini hatırlatmak ve eskiyen yapıları yıkarak yerine daha esnek, dayanıklı ve sağlıklı sınırları olan yeni bir yapı inşa etmektir.
Unutmayın; aile bir dans pistidir ve müziği değiştirmek bizim elimizdedir.
Sevgi ve saygıyla…
Fırat YALÇIN
Psikolojik Danışman
Aile Danışmanı





Yorum gönder