İlişkilerde Duygu Reddi Üzerine: Eşim Beni Anlamıyor!
Bir aile danışmanı olarak yıllar içinde fark ettiğim bir şey var: çiftlerin ya da bireylerin yaşadığı en derin yaraların büyük kavgalardan değil, küçük ve neredeyse fark edilmez anlardan açıldığı.
Biri bir şey hissediyor. Bunu paylaşıyor. Ve karşılığında şunlardan birini duyuyor:
“Abartıyorsun.”
“Neden bu kadar etkileniyorsun ki?”
“Bırak şunu, geç.”
İşte bu an sessiz, gündelik, sıradan görünen bu an duygu reddinin tam kendisi.
Ve belki de en zorlaştıran şu: bunu yapan kişi çoğunlukla farkında bile değil. Artık bu, bir alışkanlık haline gelmiş; bir konuşma biçimi, hatta bir yaşam tarzı. Günde onlarca kez, eşine, çocuğuna, yakın arkadaşına ve bazen de kendine bunu yapıyor.
İçindekiler:
Duygu Reddi Nedir?
Psikoloji literatüründe “duygu geçersizleştirme” (emotional invalidation) olarak da bilinen duygu reddi; bir kişinin hissettiklerini küçümsemek, görmezden gelmek, abartılı bulmak ya da mantıkla çürütmeye çalışmak olarak tanımlanabilir.
Bu sadece “anlamıyorsun” demekle sınırlı değil. Duygu reddi çok daha ince biçimler alabilir:
- Birinin üzüntüsü karşısında hemen çözüm önermeye koşmak
- “Herkes böyle şeyler yaşıyor, sen de atlarsın” demek
- “Seni iyi anlıyorum, ben de bir keresinde…” diyerek konuyu kendinize çekmek
- “Zaten böyle düşünüyordun, şaşırmadım” gibi öngörü ifadeleri
- Karşıdakinin duygusunu yok sayarak olayın “gerçek” versiyonunu düzeltmeye çalışmak
Tüm bu tepkiler, iyi niyet taşısalar bile, karşı taraftaki kişiye şu mesajı verir: “Hissettiğin şey geçersiz. Ya da yanlış. Ya da benim için önemli değil.”
“Ben mi Yapıyorum Bunu?” Duygu Reddeden Taraf Olmak
Terapilerde en sık karşılaştığım iç çatışmalardan biri şu: Kişi bir yandan “neden bu kadar yalnız hissediyorum?” diye sorarken, öte yandan farkında olmadan yakınlarının duygularını sürekli geri çeviriyor.
Duygu reddeden taraf olduğunu anlamanın bazı göstergeleri şunlar:
- Biri üzgün ya da kızgın olduğunda içgüdüsel olarak “ama neden ki?” “nasıl üzülür buna ya” diye soruyorsun, “nasıl hissettiriyor seni bu?” “çok üzmüş seni bu durum” diye değil.
- Güçlü duygular seni rahatsız ediyor; mantıkla çözmeye ya da hızla geçiştirmeye çalışıyorsun. Kendi duygularını da çoğu zaman önemsemiyor, bu duyguyu yaşasam bana ne faydası olacak ki, zaten yarın bu duygum yok hükmünde şeklinde mantığa bürüme yapıyorsun.
- Yakınlarının sana “anlamıyorsun” veya “artık seninle konuşmak istemiyorum” dediği oluyor. Çevrende sana samimi duygularından bahseden kimsenin kalmadığını fark ediyorsun, en yakın arkadaşın ayrılıyor eşinden ama seninle duygu dertleşmiyor mesela.
- Birinin sevinci ya da heyecanı karşısında samimi bir coşku hissetmekte güçlük çekiyorsun. Bunları önemsizleştiriyorsun.
- Çatışmalarda sıkça “aslında olan şu” diyerek karşındakinin bakış açısını düzeltmeye girişiyorsun. Onu da mantığa bürümeye çalışıyorsun.
Bunların hiçbiri seni kötü biri yapmaz. Büyük ihtimalle sen de bir zamanlar duygularının “çok fazla” olduğunu öğrendin; kendi duygularının küçümsenmesi, görmezden gelinmesi ya da “abartı” olarak etiketlenmesiyle büyüdün. Ve bu savunmayı içselleştirdin.
Duygusal mesafe koymak, bir dönem seni korumuş olabilir. Ama artık, değer verdiğin insanlarla arandaki duvarı yükseltiyorsa bu bir farkındalık anıdır. Tabi değer verdiğin insanlarla aranda duvar olması senin için bir anlam ifade ediyor ve bunu önemsiyorsan.
Peki Ya Sen Duyguları Reddedilen Tarafsan?
Paylaştığında küçümsendiğini, yanlış anlaşıldığını ya da görmezden gelindiğini hissediyorsun. Duygun değersiz. Zamanla paylaşmayı bırakıyorsun. Ya da tamamen farklı bir kişiyle belki de o ilişkinin dışından biriyle konuştuğunda kendin gibi hissediyorsun.
Karşı tarafı doğrudan değiştiremezsin; ama ilişki dinamiğini dönüştürmek için bazı şeyler yapabilirsin:
- İsim koy, suçlama.
“Sen beni hiç anlamıyorsun” yerine → “Bu konuşmalardan sonra kendimi çok yalnız hissediyorum.” Bu küçük değişim, karşı tarafın savunmaya geçmesini engeller ve gerçek bir diyalog için alan açar.
- Ne istediğini söyle.
Çoğu zaman insanlar nasıl yanıt vereceklerini gerçekten bilmiyor. “Şu an çözüm değil, sadece dinlenmek istiyorum” demek, karşı taraf için somut bir yol gösterici olabilir.
- Savunma duvarını anlayışla karşıla.
Duygu reddinin arkasında çoğunlukla bir beceri eksikliği vardır, kötü niyet değil. Bunu görmek, konuşmayı savaş alanından çıkarır; onu bir yük gibi değil, birlikte çözülecek bir mesele gibi ele almanızı sağlar.
- Birlikte öğrenin.
Bazı çiftler ve aileler bu dinamiği ancak üçüncü bir gözle terapide fark edebiliyor. Yardım istemek zayıflık değil, ilişkiye ve birbirine duyulan saygının en somut göstergelerinden biri.
Bir birey olarak çevrende duygularını sürekli reddeden arkadaşlarla çeviriliyse bu konuda duygularını yargısız tarafsız anlayacak olan bir terapist ile süreci yönetmen kendine yatırım olacaktır.
Duyulmak Sadece “İyi Hissettirmez”
Araştırmalar, duygusal geçerleme yani birinin hissettiklerinin gerçek ve anlaşılır olduğunun kabul edilmesi ile duygusal düzenleme kapasitesi arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Başka bir deyişle: duyguları kabul edilen insanlar, duygularıyla daha sağlıklı başa çıkıyor.
Bir insanın değer verdiği biri tarafından gerçekten duyulması yargılanmadan, küçümsenmeden, aceleyle geçiştirmeden sadece iyi hissettirmez. İyileştirir.
Ve terapide gözlemlediğim pek çok ilişki krizinin temelinde, aslında hiç karmaşık olmayan bu eksiklik yatıyor:
Birinin duygusuna alan açamamak.
Bu alanı açmayı öğrenmek mümkün. Hem kendin için, hem de değer verdiklerin için.
Siz bu dinamiği ilişkilerinizde fark ettiniz mi? Yorumlarınızı paylaşabilirsiniz.
Fırat YALÇIN | Psikolojik Danışman & Bireysel / Çift Terapisti






Yorum gönder