Şimdi yükleniyor

Sürekli Tartışıyoruz: Aslında Öncesinde Ne Oluyor?

Sürekli Tartışıyoruz: Aslında Öncesinde Ne Oluyor? Aile Danışmanlığı

Akşam saat on bir suları… Televizyonun sesi kısık, mutfaktan gelen o buzdolabı uğultusu dışında evde çıt çıkmıyor. Ama o sessizlik huzur değil, resmen bir savaş alanı. Az önce çok saçma bir mevzudan, belki bir bardak suyun neden orada durduğundan ya da söylenmemiş bir “eline sağlık” kelimesinden çıkan o büyük gürültü yerini bu gıcık sessizliğe bırakmış. Karşılıklı koltuklarda oturuyorsunuz ama aranızda kilometrelerce mesafe varmış gibi. Kimse kimseyle konuşmuyor, yüzlerden düşen bin parça, içten geçen o olumsuz otomatik düşünceler.. 

İçinden şunu geçiriyorsun: “Yine başladık, yine tıkandık. Ne söylesem boş, her şey kavgaya çıkıyor.”

12 yıldır onlarca hikâyeye şahitlik ettim. Gördüğüm bir gerçek var: Biz aslında bardakla, parayla ya da geç kalmakla kavga etmiyoruz. Biz, karşıdaki en sevdiğimiz insana “Hala orada mısın? Hala beni önemsiyor musun? Benim canım yanarken sen ne yapıyorsun?” diye bağırıyoruz. Ama dilimizden çıkanlar maalesef sadece suçlama ve öfke oluyor. İfade etme şeklimiz, yargılama oluyor. İhtiyacı değil isteklerimizi konuşuyor, karşı tarafa sürekli sen dilinde cümleler kuruyoruz.

Tartışmalarda Neden Tıkanıyoruz? Nerede Tıkanıyoruz?

Genelde uzmanlar “şöyle cümle kurun, böyle sakinleşin” derler. Ama dürüst olalım; o sinir tepene çıktığında, kulakların uğuldamaya başladığında kimse eşine “Şu an seni anlamaya çalışıyorum, lütfen biraz daha anlatır mısın?” gibi robotik cümleler kuramaz. Kursa da zaten karşı tarafa bu çok yapay gelir, “Rol mü yapıyorsun?” der ve kavga daha da büyür.

Tıkanmanın sebebi teknik eksikliği değil, o an kendimizi tehdit altında hissetmemizdir. Sevdiğimiz insanın bir bakışı, bir eleştirisi beynimizde “eyvah, terk ediliyorum” ya da “yine yetersiz görüldüm” alarmını çalar. O alarm çalarken de insan ya saldırır ya da kaçıp o sessizlik duvarının arkasına saklanır.

Sürekli Tartışıyoruz: Aslında Öncesinde Ne Oluyor? Aile Danışmanlığı

Kısır Döngü Nerede Başlıyor: Neden Hep Aynı Duvara Çarpıyoruz?

Tartışmalar aslında “konular” yüzünden değil, bir “döngü” yüzünden kilitlenir. Çoğu çift, farkında olmadan bir “Kovala ve Kaç” oyununun içine hapsolur.

Peki, nedir bu oyun?

Bir taraf daha fazla yakınlık, daha fazla ilgi veya düzen bekledikçe; bunu çoğu zaman istemeden de olsa “eleştiri” diliyle yapar. Karşı tarafa “Neden yine geç kaldın?”, “Neden bana yardım etmiyorsun?” diye yüklendikçe, aslında buzdağının altında “Yalnız kalmaktan ve yok sayılmaktan korkuyorum” diyordur. Biz buna “Kovalayan” taraf diyoruz.

Diğer taraf ise bu yoğun eleştiri yağmuru altında kendini yetersiz ve köşeye sıkışmış hisseder. Beyni ona “Tehlikedesin, kendini koru!” komutu verir. O da ya susar, ya televizyonun sesini açar ya da başka odaya gider. Bu sessizliğin altında ise aslında “Yine beceremedim, yine hayal kırıklığına uğrattım, en iyisi uzak durayım ki daha fazla zarar görmeyelim” düşüncesi yatar. Biz buna da “Kaçan” taraf diyoruz.

İşte trajedi tam burada başlar: Siz kovaladıkça o kaçar; o kaçtıkça sizin terk edilme korkunuz artar ve daha çok kovalarsınız. Sonuç? O mutfaktaki o sağır edici sessizlik duvarı. Aslında kavganız eşinizle değil, bu görünmez ama kemikleşmiş döngüyledir. Birbirinizi “kötü niyetli” ilan etmeden önce, ikinizin de o an aslında ne kadar “tehdit altında” ve “çaresiz” hissettiğinizi fark etmek, o duvarın ilk tuğlasını gevşetmek demektir.

O Çıkmazdan Nasıl Dönülür?

Eğer o sessiz duvarın altında kalmak istemiyorsanız, kitabi teknikleri bir kenara bırakıp şu “insani” gerçeklerle yüzleşmek lazım:

1. Kavga Ederken “Büyük Resmi” Görmek Şu an ne için kavga ediyorsunuz? Yarım kalan bir iş için mi? Hayır. Muhtemelen o iş yapılmadığında kendini “değersiz” hissettiğin için. Eğer o an durup kendine şunu diyebilirsen; “Şu an bulaşıklar için değil, görülmediğimi hissettiğim için delirmek üzereyim”-mümkünse daha yumuşak daha duygu odaklı-, işte o zaman eşine saldırmak yerine kendi acını fark edersin. Kendi acısını fark eden insan, daha az saldırgan olur.

2. “Ben Buradayım” Demek Bile Yeter Eşin bağırırken ya da susup duvara bakarken ona çok nazik cümleler kuramayabilirsin, bu çok normal. Ama o fırtınanın ortasında sadece “Şu an çok sinirliyiz, ikimiz de birbirimize zarar veriyoruz, biraz duralım mı?” diyebilmek bile bir hayat kurtarır. Bu bir pes ediş değil, bir sağduyu molasıdır.

3. O Sessizliği Silah Olarak Kullanmamak Sessizlik bazen bir dildir ama çoğu zaman en ağır silahtır. Eşini cezalandırmak için günlerce susmak, ilişkiyi içten içe çürütür. Eğer konuşamıyorsan bile, “Şu an konuşacak halim yok ama seni tamamen yok saymıyorum, sadece zamana ihtiyacım var” mesajını bir şekilde (belki bir bardak çay bırakarak, belki sadece bir bakışla) vermen gerekir.

Sürekli Tartışıyoruz: Aslında Öncesinde Ne Oluyor? Aile Danışmanlığı

Neden Bir Üçüncü Göz Gerekir?

Bazen insan o kadar kördüğümün içine girer ki, kendi ipinin ucunu bulamaz. Bu, bir yetersizlik değil; tıpkı bir cerrahın kendi ameliyatını yapamaması gibidir. İlişkinin içindeyken o kadar çok duygu, o kadar çok geçmişten gelen kırgınlık vardır ki, objektif kalmak mucize olur.

Dışarıdan bir bakışa, bir uzmana duyulan ihtiyaç aslında tam da burada başlar: Tercümanlık. Bir taraf “Sorumsuzsun!” diye bağırdığında, bir uzmanın görevi diğer tarafa aslında “Yalnız kalmaktan çok korkuyorum” dendiğini tercüme etmektir. Bir taraf sustuğunda, aslında “Yine beceremeyeceğimden ve seni hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyorum” mesajını görünür kılmaktır. 12 yıllık mesleki birikimimle, sahadaki tüm tecrübemle ben bu “sessiz çığlıkları” anlaşılır kılmaya çalışıyorum. Amacım size sihirli değnekle mutluluk dağıtmak değil; birbirinizin elini yeniden tutabilmeniz için o aradaki kumu, çakılı temizlemek.

İlişkiler, sadece “seviyoruz” diyerek değil, o tıkanıklıklarda birbirimizi gerçekten duyabildiğimizde derinleşir. Eğer siz de artık kendi sesinizi bile duyamayacak kadar gürültülü bir sessizliğin içindeyseniz, o düğümü birlikte inceleyip neden çözülemediğine bakabiliriz.

Neler yapabileceğimizi ve benim bu süreçlere bakış açımı merak ederseniz Özgeçmişim ve Çalışma Şeklim üzerinden bir göz atabilir, dilediğiniz zaman ulaşabilirsiniz.

2014'den bu yana sahada etkin çalışan bir Psikolojik Danışman/Aile Danışmanıyım. Bireyle psikolojik danışma, aile danışmanlığı ve ergen psikolojik danışmanlığı yapıyorum. İstanbul anadolu yakasında danışan kabul etmekteyim. Bilgi ve randevu için bana mail gönderebilirsiniz: pd.firatyalcin@gmail.com

Yorum gönder