Şimdi yükleniyor

Psikolojim Bozuk Mu? 15 Belirtisi!

Psikolojik bozukluklar biyolojik, genetik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesi ve karşılıklı etkileşimleri sonucunda ortaya çıkmaktadır. Stresli yaşam olayları, çocukluk çağı travmaları, aile içi sorunlar, çatışmalar ve kayıplar ruhsal hastalıkların başlamasında etkisi olan önemli psikososyal faktörlerdir.

Neden Psikolojimiz Bozuluyor?

Psikolojimizin bozulması tek bir faktöre bağlanamaz. Bir çok faktör bir araya gelir birleşir ve artık ruh sağlığı durumu kaldıramaz hale gelir. Genetik yatkınlık, çocuklukta yaşanlar veya yetişkinlik travmaları, şahit olduklarımız, maruz kalma, çevre, etrafımızda gelişen kontrolümüzde olmayan olaylar dizini.. bazen hepsi birleşir.

Yapılan çalışmalar psikiyatrik hastalıklarda bağlanma, ana-baba tutumları, aile içindeki iletişim ve ihmal gibi faktörlerin etkili olduğunu göstermektedir. Özellikle depresyon ve kaygı bozukluklarının gelişmesinde bağlanma stillerinin önemli bir payı olduğu çalışmalarda görülmüştür.

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Hepimizin zaman zaman kendini kötü hissettiği, stresli veya kaygılı olduğu dönemler olabilir. Bu, tamamen normal. Ancak bazı işaretler var ki, bunlar uzun süre devam ettiğinde veya hayatımızı ciddi şekilde etkilediğinde, psikolojik bir sorunun habercisi olabiliyor.

Psikoloji, bireylerin duygusal ve zihinsel durumlarını şekillendiren çok karmaşık bir alandır ve hepimizin zaman zaman zorlandığı anlar olabilir. Ancak burada bahsedeceğimiz belirtiler, yalnızca genel bir rehber niteliğindedir ve kendinizi bu maddelerle özdeşleştirmeniz, mutlaka bir psikolojik rahatsızlığınız olduğu anlamına gelmez. Her bireyin deneyimi farklıdır. Bu maddeler sadece, bazen karşılaşabileceğimiz durumları anlamamıza yardımcı olmak amacıyla ele alınmıştır. Eğer kendinizi bu belirtilerle ilişkilendiriyorsanız ve kaygı duyuyorsanız, profesyonel bir destek almak en sağlıklı seçenek olacaktır. Psikolojik sağlığımız, kendimizi tanıma ve gerektiğinde yardım alabilme gücümüzle güçlenir.

Birçok insan, psikolojisinin bozulup bozulmadığını tam olarak anlayamaz ve sık sık “Psikolojim yerinde mi?” diye kendine sorar. Eğer bu soru Sigmund Freud’a yöneltilseydi, muhtemelen ruh sağlığını iki temel kavramla açıklardı: Sevmek ve Çalışmak. Freud’a göre, gerçekten sevebilen ve üretken bir şekilde çalışabilen bir kişi, ruhsal açıdan sağlıklı bir bireye oldukça yakındır. Bu kişi, bazı ruhsal sorunlar yaşasa bile, genel anlamda dengeli bir yapıya sahiptir.

Şimdi, psikolojimizin bozulduğuna işaret edebilecek bazı genel belirtileri ele alacağız. Bu maddeler, hepimizin zaman zaman karşılaştığı duygusal ve zihinsel zorlukları temsil eder, ancak her biri, bir bozukluk olduğunun kesin göstergesi değildir. Amacımız, psikolojik sağlığımıza dair farkındalık yaratmak ve bu tür belirtileri tanıyarak, gerektiğinde profesyonel yardım almanın önemini vurgulamaktır. Şimdi, ilk işaretle başlayalım.

Psikolojim Bozuk Mu? 15 Belirtisi! Psikolojik Sağlık

1- Uzun süredir sürekli olumsuz düşünme, olumsuz düşüncelerin esiri olmuş olma hali

Bazı kişiler, olumsuz düşünmeyi bir alışkanlık haline getirmiş olabilir. Bu durum, genellikle çocukluktan gelen öğrenilmiş davranışlarla ilişkilidir.

Örnek: “Zaten ben hiçbir işi doğru yapamıyorum” gibi otomatik düşünceler.

Kronik hastalıklar, hormonal dengesizlikler veya uyku bozuklukları, kişinin olumsuz düşüncelere kapılmasına neden olabilir.

Örnek: Uyku apnesi olan bir kişi, yorgunluk ve bitkinlik nedeniyle sürekli olumsuz düşünceler içinde olabilir.

Sürekli olumsuz düşünceler içinde olan bir öğrencinin bir gününü örneklendireyim, Bu örnek, durumu daha somut ve anlaşılır hale getirecektir.

Sabah:

07:00 – Uyanma: Öğrenci, alarm çaldığında yataktan kalkmak istemez. “Zaten bugün de kötü geçecek, neden kalkayım ki?” diye düşünür. Yataktan kalkmak için kendini zorlar, ancak bunu yaparken bile içinden, “Bugün de hiçbir şey yolunda gitmeyecek,” diye geçirir.

07:30 – Kahvaltı: Kahvaltı yapmak için mutfağa gider, ancak iştahı yoktur. “Zaten yemek yemekten nefret ediyorum,” diye düşünür. Bir dilim ekmek yerken, “Bu kadar az yersem gün boyu enerjim olmayacak, ama ne yapayım, iştahım yok,” diye içinden söylenir.

Öğlen:

12:00 – Okulda: Ders sırasında öğretmenin anlattıklarını dinlerken bir anda, “Ben bu konuyu asla anlayamayacağım, zaten ne kadar uğraşırsam uğraşayım başarılı olamayacağım,” diye düşünür. Kendini dersten tamamen kopmuş hisseder ve not almayı bırakır.

13:00 – Öğle Yemeği: Arkadaşlarıyla yemek yerken, “Kimse beni ciddiye almıyor, zaten beni gerçekten seven yok,” diye düşünür. Arkadaşlarının sohbetine katılmaz ve kendini dışlanmış hisseder. Yemeğini bitirirken, “Neden herkes benden daha mutlu görünüyor?” diye iç geçirir.

Akşam:

18:00 – Eve Dönüş: Okuldan çıktığında kendini bitkin hisseder. “Bugün de hiçbir şey öğrenemedim, zaten ben hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum,” diye düşünür. Eve giderken bir arkadaşından gelen mesajı görür, ancak “Muhtemelen sadece bir şey istiyor, yoksa benimle konuşmazdı,” diye içinden geçirir.

19:00 – Akşam Yemeği: Akşam yemeğini yerken bir anda, “Bu yemek de berbat, zaten hiçbir şey istediğim gibi olmuyor,” diye düşünür. Yemeği bitirirken, “Neden her şey bu kadar kötü gidiyor?” diye kendine sorar ve umutsuzluk hissiyle boğuşur.

Gece:

22:00 – Uyku Öncesi: Gece boyu uyuyamayacağı endişesiyle yatağa girer. “Yarın da aynı şeyleri yaşayacağım, neden uyumaya çalışayım ki?” diye düşünür. Bir yandan kaygılanırken, bir yandan da gün içinde yaşadığı olumsuz düşünceleri tekrar eder. Kendini suçlar ve “Neden böyle hissediyorum? Neden hiçbir şeyi düzeltemiyorum?” diye sorgular. Uykuya dalmakta zorlanır ve saatlerce yatakta dönüp durur.

Ne Yapılabilir?

Profesyonel Destek Almak:

Psikolojik danışmanlık veya terapi, olumsuz düşüncelerin altında yatan nedenleri anlamanıza ve bu düşüncelerle başa çıkmanıza yardımcı olabilir.

Örnek: Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT), olumsuz düşünce kalıplarını değiştirmek için etkili bir yöntemdir.

Olumsuz Düşünceleri Fark Etmek:

Olumsuz düşünceleri fark etmek, bunları değiştirmenin ilk adımıdır. “Şu anda ne düşünüyorum?” sorusunu kendinize sorun.

Örnek: “Her şey kötü gidiyor” gibi bir düşünceyi fark ettiğinizde, bunun gerçekçi olup olmadığını sorgulayın.

 

2- Psikolojinin bozuk olduğunun işaretlerinden biri de sürekli isteksizlik hali yaşamaktır.

Bu durumda olan kişiler, günlük aktiviteleri yapmakta zorlanır ve enerjilerinin tükendiğini hissedebilirler. Daha önce keyif aldıkları şeyler artık onlara ilgi çekici gelmez. Yapmaları gereken işleri erteler, sosyal etkileşimlerden kaçınırlar ve genel bir durağanlık hali içinde olabilirler.

 

Sabah
🔸 Alarm çalıyor ama yataktan kalkmak çok zor geliyor. Belki birkaç kez erteliyor.
🔸 Kalksa bile yorgun ve keyifsiz hissediyor, güne başlamak için bir sebep bulamıyor.
🔸 Kahvaltı yapmaya üşenebilir ya da bir şeyler atıştırıp geçiştirebilir. Belki hiç yemek yemek istemez.

Öğleden Sonra
🔸 İş veya okul varsa, mecburen gidiyor ama hiçbir şey ilgisini çekmiyor. Yapılması gereken işleri erteliyor, odaklanmakta zorlanıyor.
🔸 İnsanlarla konuşmak istemiyor, mesajlara ya geç cevap veriyor ya da hiç cevaplamıyor.
🔸 Boş vakitlerinde bir şeyler izlemek, kitap okumak ya da hobiyle uğraşmak istese de hiçbirine enerjisi yetmiyor.
🔸 Dışarı çıkmak veya bir şeyler yapmak teklif edilirse, reddetmeye meyilli oluyor.

Akşam
🔸 Eve döndüğünde tüm gün hiçbir şey yapmamış gibi hissediyor ama yine de bir şey yapmak istemiyor.
🔸 Yemek hazırlamak bile zor geldiği için ya hazır yemek söylüyor ya da geçiştiriyor.
🔸 Sosyal medyada amaçsızca gezinirken saatler geçiyor ama bu ona iyi hissettirmiyor.
🔸 Erken yatmak istiyor ama yatınca uykusu gelmiyor, zihni sürekli bir şeylerle meşgul.
🔸 “Bugün de boş geçti” diye düşünüp kendini suçlayarak uykuya dalıyor.

Bu durum yalnızca birkaç günle sınırlı kalmaz, haftalarca hatta aylarca sürebilir. Genellikle kişi kendini suçlu hissedebilir veya bunu tembellik olarak değerlendirebilir. Ancak bu, çoğu zaman zihinsel ve duygusal bir yorgunluğun sonucudur. işte bahaneler üretmeden durumun farkında olmak en önemlisi..

sürekli isteksizlik hali 2 haftadan fazladır her gün her saat devam ediyorsa, depresyon veya tükenmişlik sendromu gibi durumların habercisi olabilir. destek ile çözümlenebilir ve kişinin yaşam kalitesi artar.

Bir sonraki belirtiye geçelim…

3- Bir diğer belirti, uyku ve beslenme alışkanlıklarının düzensizleşmesi ve bu düzensizliği bir türlü normal hale getirememe durumudur.

Kişi geceleri uyumakta zorlanabilir ya da tam tersi, sürekli uyuma isteği duyabilir. Uyansa bile dinlenmiş hissetmez. Yemek konusunda ise aşırı yeme veya iştahsızlık gibi uç noktalara gidebilir. Öğün saatleri düzensizleşebilir ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları gelişebilir.

Bu tür düzensizlikler genellikle zihinsel stres, anksiyete veya depresyon gibi durumlarla bağlantılı olabilir. Uyku ve beslenme, zihinsel sağlığın temel taşlarıdır ve bu alanlarda uzun süreli bir bozulma yaşanıyorsa, altta yatan psikolojik nedenlerin değerlendirilmesi önemlidir. Genelde şu nedenler gözlemlenir:

  • Depresyon
  • Anksiyete Bozuklukları
  • Bipolar Bozukluk
  • Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)
  • Yeme Bozuklukları (Anoreksiya, Bulimia, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu)
  • Uyku Bozuklukları (İnsomnia, Hipersomni)
  • Madde Kullanım Bozuklukları
  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB)
  • Kronik Stres ve Tükenmişlik Sendromu
  • Alkol Bağımlılığı
  • Sirkadiyen Ritim Bozuklukları

Soru: en az kaç aydır kişinin Uyku ve Yemek Düzeninin Bozulmuş olması gerekir

Uyku ve yemek düzeninin bozulmasının bir psikolojik rahatsızlıkla ilişkilendirilebilmesi için genellikle en az 2 hafta ile 1 ay arasında sürekli ve belirgin bir şekilde devam etmesi gerekir. Ancak bu süre, tanı koyarken dikkate alınan rahatsızlığa göre değişebilir. Örneğin:

Depresyon tanısı için belirtilerin (uyku ve iştah değişiklikleri dahil) en az 2 hafta boyunca devam etmesi gerekir.

Anksiyete Bozuklukları veya Uyku Bozuklukları gibi durumlarda ise belirtilerin en az 1 ay boyunca sürmesi beklenir.

Bu süreler, belirtilerin geçici olmadığını ve kişinin günlük işlevselliğini ciddi şekilde etkilediğini göstermek için önemlidir. Ancak kesin tanı için bir psikiyatri değerlendirmesi şarttır. Başka herhangi bir meslek dalı bu konuda tanı koyamaz, yetkili değildir.

Bir sonraki belirtiye geçelim…

 

4- Bir diğer belirti, duygusal durumun gün boyunca sürekli iniş çıkışlar göstermesi ve duyguların kontrol edilmesinin zorlaşmasıdır. Dalgalı, değişken duygu hali..

Kişi bir an kendini mutlu ve enerjik hissederken, kısa bir süre sonra aniden huzursuz, öfkeli veya üzgün hale gelebilir. Bu duygu değişimleri genellikle belirgin bir sebep olmadan ortaya çıkar ve kişinin günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir. Ani ruh hali değişimleri, stres, kaygı bozuklukları veya depresyon gibi durumların belirtisi olabilir.

Gün Boyunca Duygusal Dalgalanmaların Etkisiyle Yaşayan bir kişinin örnek bir günü:

07:30 – Güne Başlangıç: Umut ve Endişe
Sabah alarm çaldığında gözlerini açar. İlk hissettiği şey hafif bir huzur ve yeni güne dair umut olur. Ancak birkaç dakika içinde zihnine dün yaşadığı bir tartışma gelir ve içini belirsiz bir endişe kaplar. Yatağından kalkarken enerjisi bir anda düşer.

08:15 – Kahvaltı: Neşeden Karamsarlığa
Kahvaltısını yaparken dışarıdaki güneşli havayı fark eder ve bu ona keyif verir. “Bugün güzel bir gün olabilir” diye düşünür. Ancak çayını devirince kendine kızmaya başlar: “Neden bu kadar sakarım?” İçinde kendini yetersiz hissetmenin ağır gölgesi belirir.

10:00 – İşte Motivasyon ve Hayal Kırıklığı
İş yerinde bir projeye başlarken oldukça heveslidir. Birkaç saat boyunca kendini işe kaptırır, yaratıcı fikirler üretir. Ancak bir e-posta alır: Üzerinde çalıştığı sunum beğenilmemiştir. Birden morali dibe vurur. “Zaten hiçbir zaman yeterince iyi olamıyorum” düşüncesi zihnine yerleşir.

12:30 – Öğle Arası: Mutluluk ve Hüzün
İş arkadaşlarıyla yemeğe çıkar. Sohbet ederken güler, kendini keyifli hisseder. O an sanki sabahki moral bozukluğu hiç olmamış gibidir. Ancak bir an gelir, içini anlam veremediği bir hüzün kaplar. Sohbete katılmamaya başlar ve aklında “Bu insanlar beni gerçekten seviyor mu?” sorusu belirir.

15:00 – Stres ve Coşku
Öğleden sonra işleri yetiştirme baskısı altında stres hisseder. Kalbi hızla çarpmaya başlar. Ancak bir noktada işin içinden çıkmayı başarıp kısa bir başarı hissi yaşar. “Aslında iyi gidiyorum” diye düşünerek bir an için kendini güçlü hisseder.

18:30 – Eve Dönüş: Yorgunluk ve İçsel Fırtına
Eve dönerken günün yorgunluğu çöker. Başarılı olduğu anları hatırlamak ister ama zihni daha çok başarısızlıklara takılır. Yolda bir şarkı duyar, birden geçmişe dair bir anıyı hatırlar ve gözleri dolar.

20:00 – Sosyal Medya ve Duygu Dalgalanması
Telefonunu açar, sosyal medyada gezinir. İnsanların mutlu anlarını gördükçe kıyaslama yapar. Bir an “Ben de mutlu olabilirim” diye düşünürken, birkaç dakika içinde “Hiçbir zaman onlar gibi olmayacağım” diyerek içini karamsarlık kaplar.

23:00 – Gece: Umut ve Kırılganlık
Yatmaya hazırlanırken, gününü değerlendirir. “Bugün çok yorucuydu” diye düşünür ama içten içe yarın daha iyi olabileceğine dair hafif bir umut hisseder. Ancak uyumadan hemen önce, bir anda kalbinde yine bir sıkışma hissi… Belirsiz bir üzüntüyle gözlerini kapatır.

Böyle bir gün, duygusal dalgalanmalar yaşayan biri için oldukça tanıdık olabilir. Ruh hali, gün içinde sürekli değişir ve bazen nedenini bile anlamak zor olabilir.

Bir sonraki belirtiye geçelim…

5- Sosyal ilişkilerde zorlanmak, sosyal izolasyon

Bir diğer belirti ise sosyal ilişkilerde zorlanmak ve sosyal izolasyondur. Kişi eskiden keyif aldığı arkadaş ortamlarından uzaklaşmaya başlayabilir, ailesiyle veya yakın çevresiyle daha az iletişim kurabilir. Sosyal etkileşimler zorlayıcı hale gelir ve kişi kendini giderek daha fazla yalnız hissetmeye başlar.

Bu durum, iletişim kurma isteğinin azalması veya sosyal ortamlarda huzursuz hissetme şeklinde ortaya çıkabilir. Uzun vadede bu tür bir izolasyon, depresyon ve anksiyete gibi psikolojik problemlerin daha da derinleşmesine neden olabilir. Sosyal ilişkilerde belirgin bir kopukluk yaşanıyorsa, bu durumun farkına varmak ve destek almak önemlidir.

 

6- Bir başka işaret ise küçük sorunları veya yaşantıları abartma, sürekli olarak deveyi pire yapma hali

Bu durumu yaşayan kişiler, genellikle küçük ve basit olayları büyük sorunlar gibi algılarlar. Kendilerine veya çevrelerine karşı aşırı duyarlı olabilirler, her olayı daha fazla büyütür ve sıkça dramatize ederler. Bu kişiler, olumsuz düşünceleri genellikle abartarak değerlendirir ve yaşadıkları küçük aksaklıkları sanki büyük felaketlermiş gibi hissedebilirler. Bu tür bir düşünce yapısı, onları sürekli bir stres ve kaygı hali içinde tutar.

Böyle bir kişi düşünelim; arkadaşlarıyla birlikte bir kafede otururken garsonun siparişi yanlış getirdiğini fark etsin. kişi, bunun üzerine hemen tepki verir: “Yine mi! Hep böyle bunlar, hiç doğru bir şey getiremiyorlar! Neden basit bir şeyi bile yapamıyorlar?” Bu tepki, oldukça abartılıdır çünkü yanlış sipariş, aslında çok küçük bir sorun olmasına rağmen, kişi bunu büyük bir hayal kırıklığına dönüştürür. Çevresindeki arkadaşları, bu tepkiden bıkmış bir şekilde birbirlerine bakar ve biri, “Cidden, her seferinde bunu yapıyorsun. Sadece yanlış içecek geldi, o kadar da abartma!” diye yanıt verir. kişi de ona “hayır ondan değil beni kayle almıyor, bir kaymakam vali olsaydım bak sen o zaman hizmeti hürmeti, bizi adam yerine koymadıklarından hep” der ve durumu dramatize eder. Bu durum, kişinin çevresi tarafından sürekli olarak aşırı tepki vermesi nedeniyle, ilişkilerinde gerginlik yaratabilir. böyle kişiler genelde çevresindeki insanları yorar, tüketir. zamanla sosyal ortamlara davet edilmemeye başlanır.

7- Kafada kurma hali

Bu durumdaki kişiler, genellikle bir olay hakkında aşırı şekilde düşünür ve olayı kafalarında sürekli olarak tekrar tekrar canlandırırlar. Küçük bir söylem ya da davranış, onların zihinlerinde büyür ve farklı senaryolarla şekillenir. Bu kişiler, aslında gerçekleşmeyen durumları kafalarında kurarak, kendilerini stresli bir hale sokarlar. Olan biteni fazlasıyla analiz eder, “ya şöyle olursa?” veya “ya böyle olursa?” gibi sorularla kafalarını meşgul ederler. Bu sürekli düşünme hali, kişinin hem ruh halini bozar hem de olaya sağlıklı bir bakış açısı geliştirmesini engeller.

bu kişiler şizofren midir?

Hayır. Şizofreni, gerçeklikten kopma, halüsinasyonlar ve sanrılarla ilişkilidir, ancak kafada sürekli kurma hali genellikle daha çok kaygı ve düşünce odaklı bir durumdur. Şizofreni, bu tür düşünceleri içeriyor olsa da, genellikle çok daha karmaşık ve belirgin bir şekilde gerçeklikten kopuş içerir. Kafada kurma hali ise, genellikle kaygı bozuklukları ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi durumlarla ilişkilidir, çünkü kişi olayları aşırı şekilde düşünür, ancak gerçeklikle bağını kaybetmez.

tek bir durum ile psikolojik bir tanı da konulamaz. toplum olarak çok kolay bir şekilde okuduklarımızla veya dinlediklerimizle kendimize veya başkasına tanı koymaya meraklıyız. oysa ki psikolojik bir tanı konulması için bir çok etken birleşmiş olmalı ve bir psikiyatri tarafından kapsamlı değerlendirilmeli.

8- Psikolojik rahatsızlık şüphesine yol açabilen başka bir işaret: kronik mutsuzluk, sürekli ve yoğun mutsuzluk hali

Bu durumdaki kişiler, neredeyse her gün bir mutsuzluk hali içindedirler ve genellikle bu duyguyu derinlemesine yaşarlar. Küçük bir şeyin bile onları mutsuz etmesine neden olan bir duygu durumu söz konusudur. Yaşadıkları bu sürekli mutsuzluk hali, herhangi bir dış etken olmasa bile devam eder. Bu kişiler, genellikle çevrelerinden ya da hayatlarından memnun değillerdir ve buna rağmen çözüm bulmakta zorlanırlar. Genellikle en ufak bir olumsuzluk bile onların tüm ruh halini etkileyebilir. Sürekli bir boşluk hissi ve hayatın anlamını yitirmiş gibi hissetme durumu yaygındır.

Bir kişi bu durumda, “Hayatımda hiçbir şey iyi gitmiyor, ne yaparsam yapayım bir şey değişmiyor” gibi düşüncelerle sürekli mutsuzluğa odaklanır ve dışarıdan gelen olumlu etkilere karşı duyarsızlaşabilir.

9- Aşırı kaygı hali, çevrenin seni bu şekilde tanımlaması

Bu durumdaki kişiler, neredeyse her durumda aşırı kaygı duyarlar ve bu kaygı, onların günlük hayatlarını zorlaştırır. Küçük bir olay, çok büyük bir endişeye yol açar. Çevresindeki insanlar, kişinin bu sürekli kaygı hali nedeniyle onu endişeli, tedirgin ya da huzursuz olarak tanımlar. Kişi, sürekli olarak olumsuz sonuçları düşünür ve bu kaygıyı yönetmekte zorlanır. Bu durum, onun hem kişisel hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir, çünkü çevresi bu kaygılı tavırlardan yorulmaya başlar.

Örneğin, bir kişi, yalnızca bir arkadaşının mesajını geç almasının ardından kaygıya kapılabilir ve hemen “Acaba bir şey oldu mu? Neden hemen dönmedi? Ya kötü bir şey yaşandıysa?” gibi düşüncelerle kaygılarını arttırır. Çevresi ise, “Sürekli böyle kaygılısın, her zaman bir şeyler hakkında endişeleniyorsun, bir rahatla!” şeklinde tanımlar. Bu durum, kişinin kaygılarını daha da artırabilir.. genellikle kişi tarafından kabullenilmez ve kişi kaygı düzeyini normal olarak tanımlar.

Normal kaygılı insanla bu kişi arasındaki fark nedir?

Normal kaygılı bir insan ile aşırı kaygı yaşayan bir kişi arasındaki fark, kaygının şiddeti ve sürekliliğidir.

Şiddet ve Ölçek: Normal kaygı, genellikle belirli bir duruma, olay ya da duruma bağlıdır ve kısa süreli bir duygusal yanıt olarak ortaya çıkar. Örneğin, bir sınav öncesi kaygı, kişinin bu durumu çözebilmesi için motive olmasını sağlar. Ancak aşırı kaygı durumundaki kişi, bu kaygıyı günlük hayatın her alanında yaşar ve genellikle kaygısının büyüklüğünü fark etmez. Olayın büyüklüğünden bağımsız olarak, her şeyde aşırı bir endişe duyar.

Kontrol Edilebilirlik: Normal kaygı, genellikle kişiyi bir çözüm bulmaya yönlendirirken, aşırı kaygı kişiyi felç edebilir. Yani, normal kaygısı olan bir kişi kaygısını yönetebilir ve buna uygun adımlar atabilir. Aşırı kaygı duyan kişi ise, kaygısı üzerinde kontrol sağlayamaz ve bu durum, günlük yaşamını ve işlevselliğini engeller.

Süreklilik: Normal kaygı, belirli bir olay ya da durumdan sonra azalır. Aksine, aşırı kaygı sürekli bir hal alır ve kişi, hiçbir somut neden olmadan dahi kaygı hisseder. Kaygı, o kadar yoğun ve yaygın hale gelir ki, kişi bir olayı ya da durumu atlatmış olsa bile kaygı devam eder.

Fiziksel ve Psikolojik Etkiler: Normal kaygı, genellikle geçici bir rahatsızlık yaratırken, aşırı kaygı kişinin fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilir. Aşırı kaygı, baş ağrısı, kas gerilmesi, uykusuzluk, mide problemleri gibi fiziksel belirtilere de yol açabilir.

Kısacası, normal kaygı bir uyaranla sınırlıyken, aşırı kaygı sürekli, kontrol edilemez ve hayatın her alanına yayılan bir durumdur.

10- Sürekli tepkisel olma ve öfkelilik hali

Sürekli tepkisel olma ve öfkelilik hali” psikolojinin bozulduğunu gösteren bir işaret olabilir. İnsanların duygusal tepkilerini yönetme şekilleri, psikolojik sağlıklarının bir yansımasıdır. Sürekli öfkelenmek ve her duruma aşırı tepki vermek, genellikle daha derin psikolojik sorunların belirtisi olabilir, örneğin stres, anksiyete, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) veya sınırda kişilik bozukluğu gibi durumlar. Bu tür bir durum, kişinin içsel dengesizliğini ve duygusal regülasyon eksikliklerini işaret edebilir.

11- gerçeklikten kopma, halüsinasyon, çoğu kişi reddetmesine rağmen birisini veya bir şeyi gördüğünü savunmak.. hezeyanlar.

Bu durum, kişinin gerçeklik algısının bozulduğu ve halüsinasyonlar yaşadığı bir durumu ifade eder. Kişi, çevresindeki insanlar bu deneyimleri reddetse de, o birisini ya da bir şeyi gördüğünü, duyduğunu ya da hissettiğini ısrarla savunur. Gerçeklikten kopma hali, genellikle psikoz, şizofreni veya diğer ciddi psikolojik rahatsızlıklarla ilişkilidir. Bu kişiler, bazen hayal ettikleri ya da zihinlerinde yarattıkları şeylerin gerçek olduğuna inanabilirler. Diğer insanlar bu durumu reddetse bile, kişi gördüğüne ve yaşadığı deneyimlerin gerçek olduğuna dair güçlü bir inanç taşır.

Örneğin, bir kişi, kimseye görünmeyen birini ya da bir nesneyi gördüğünü söyleyebilir ve “Ama o buradaydı! Senin görmemenin bir anlamı yok, o çok gerçek!” şeklinde savunur. Çevresindekiler, bu deneyiminin halüsinasyon olduğuna inansa da, kişi bunu kabul etmez ve gerçekle olan bağını kaybetmiş olabilir. Bu tür bir durum, kişinin günlük yaşamını ve işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir.

12- bağımlılık yapıcı maddelere ilgi ve kullanımı psikolojinin bozulduğunu gösteren bir işaret olabilir.

Bağımlılık, genellikle psikolojik ya da fiziksel bir rahatsızlığın belirtisi olarak ortaya çıkar. Kişinin sürekli olarak maddelere başvurması, genellikle başka bir psikolojik sorunun (depresyon, anksiyete, travma gibi) sonucudur veya bu sorunlarla başa çıkma mekanizması olarak gelişebilir. Bağımlılık, kişinin duygusal, psikolojik ve sosyal işlevselliğini ciddi şekilde etkileyebilir ve bu da psikolojik sağlığın bozulduğuna dair bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

13- toplumda bir yeri ve görevi olduğu duygusunu taşımama, psikolojinin bozulduğunu gösteren bir işaret olabilir.

Bu durum, kişinin kendine dair değer ve anlam duygusunu kaybetmesiyle bağlantılıdır. Kişinin toplumsal aidiyet hissinin eksikliği, depresyon, anhedoni (zevk alamama), sosyal izolasyon ve benlik saygısı ile ilgili sorunların belirtisi olabilir. Kişinin toplumsal hayatta bir rolü ve katkısı olmadığı hissi, psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir ve bu durum, bir dizi psikolojik rahatsızlığın belirtisi olarak değerlendirilebilir.

14- geçmişe takılı kalma, şimdiye gelememe ve gelecek planı yapmama psikolojinin bozulduğunu gösteren bir işaret olabilir.

“Geçmişteki ilişkimden dolayı artık kimseye güvenemiyorum, gelecekte de hiç kimseyle olamayacağımı düşünüyorum.”
“O eski olayı düşündükçe hep aynı şekilde hissediyorum, şimdiye odaklanamıyorum, sanki sürekli geçmişte yaşıyorum.”
“Her şeyim kötü gitti, artık gelecekle ilgili hiç bir beklentim yok, sadece günü kurtarmaya çalışıyorum.”

Bu durum, genellikle depresyon, anksiyete veya travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi rahatsızlıklarla ilişkilidir. Kişinin geçmişteki olumsuz deneyimlere takılı kalması ve bu nedenle mevcut hayatına odaklanamaması, psikolojik iyileşmeyi engeller. Ayrıca geleceğe dair plan yapmamak ve hayata dair umut yitirmek, kişinin psikolojik sağlığının bozulduğuna dair güçlü bir gösterge olabilir.

unutmayın kişi sürekli bu halde olmalı. yoksa ara sıra bu cümleleri hepimiz kurarız, normaldir. tüm gün, tüm hafta ve hatta tüm ayımız geçmiş takıntımız ile geçiyorsa en acilinden bir terapi desteği almalıyız. bu konuda yalnız değilsiniz ve çözümü terapi.

15- son maddemiz toplumla uyumsuzluk veya toplumdan yabancılaşma olarak tanımlanabilir.

Bu madde, bireyin toplumsal normlara, değer sistemlerine veya genel davranış biçimlerine uyum sağlamada zorluk çekmesiyle ilişkilidir. Ancak, burada önemli olan, toplumsal uyumsuzluğun kişiye zarar verip vermediği, onun yaşam kalitesini ve işlevselliğini etkileyip etkilemediğidir.

Toplumsal uyumsuzluğun psikolojik bir bozukluk olarak değerlendirilmesi, kişinin:

Sosyal ilişkilerde güçlük çekmesi: İnsanlarla sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanması ve bunun sonucunda yalnızlık, izolasyon gibi duygular yaşaması.
Toplumsal aidiyet hissi eksikliği: Kişinin kendisini toplumda veya çevresinde bir yere ait hissetmemesi ve bu durumun psikolojik olarak zorlayıcı olması.
İçsel huzursuzluk: Toplumla sürekli çatışma içinde olmak, kişinin stres ve kaygı seviyesini artırabilir.
Kendini dışlanmış hissetme: Toplumdan uzaklaşma ya da dışlanmışlık hissi, depresyon, anksiyete gibi psikolojik durumlarla ilişkilendirilebilir.
Eğer toplumsal uyumsuzluk, bireyde stres, yalnızlık ve depresif duygulara yol açıyorsa, bu psikolojik rahatsızlık olarak değerlendirilebilir. Ancak, eğer kişi toplumsal normlarla uyumsuz olmakta ancak bu durumdan olumsuz etkilenmiyorsa, sadece farklı bir yaşam tarzı tercih ediyorsa, bu mutlaka bir psikolojik bozukluk olarak kabul edilmez.

Sonuç olarak, toplumsal uyumsuzluk bir madde olarak psikolojinin bozulduğunu gösteren bir işaret olabilir, ancak bu durumun kişiye zarar verip vermediği önemlidir. Eğer uyumsuzluk kişinin ruh sağlığını olumsuz etkiliyorsa, o zaman psikolojik bir sorun olarak ele alınabilir.

Psikolojisi bozuk insan davranışları

şu şekilde diyebiliriz:

  1. Duygusal Dalgalanmalar
  2. Sosyal İzolasyon
  3. İlişkilerde Çatışma
  4. İş veya Okul Performansında Düşüş
  5. Günlük Aktivitelere İlgisizlik
  6. Uyku Problemleri
  7. İştah Değişiklikleri
  8. Olumsuz Düşünceler
  9. Gerçeklikten Kopma
  10. Takıntılı Düşünceler
  11. Madde Kullanımı
  12. Kendine Zarar Verme
  13. İntihar Düşünceleri veya Girişimleri
  14. Yorgunluk ve Enerji Kaybı
  15. Açıklanamayan Ağrılar
  16. Dikkat ve Konsantrasyon Sorunları
  17. Unutkanlık
  18. İçe Kapanma
  19. Aşırı Hareketlilik
  20. Mizah Duygusunun Kaybı
  21. Uygunsuz Mizah
SONUÇ:

Bu yazıda bahsettiğim maddeler, psikolojik sağlığımızla ilgili olabilecek genel belirtiler ve durumlar hakkında bilgi vermektedir. Ancak bu maddeler yalnızca bilgi amaçlıdır ve kendinizi bu maddelerden biriyle özdeşleştirmeniz, mutlaka bir psikolojik rahatsızlığınız olduğu anlamına gelmez. Psikolojik sağlık, karmaşık bir konudur ve herkesin deneyimi farklıdır. Eğer bu maddelerden bazıları sizinle örtüşüyorsa, bunun mutlaka bir bozukluk olduğu anlamına gelmez. Kendi ruhsal sağlığınızla ilgili endişeleriniz varsa, bir psikolog, psikolojik danışmandan destek almak en sağlıklı yol olacaktır ve unutmayın ki bu meslek elemanlarının tanı koyma yetkisi yoktur, tanıyı sadece tıp hekimi olarak psikiyatri doktoru koyabilir.. Unutmayın, sağlıklı bir zihin, kendimizi tanımamız ve gerektiğinde yardım alabilmemizle başlar.

 

Ruh sağlığı yerinde olan bir kişide aranan özellikler, aslında olgun bir insanda bulunması gereken niteliklerle örtüşür. Olgun bir birey, hem sever hem de sevilir. Davranışları tutarlı, gerçekçi ve özgürdür. Çevresiyle kurduğu ilişkiler olumlu ve yapıcıdır. Toplum içinde bir rolü ve sorumlulukları olduğunun farkındadır. Yeteneklerini belirli bir hedefe yönlendirir ve bunları etkili bir şekilde kullanır. Kendine güvenir, karşılaştığı zorluklar karşısında pes etmez. Esneklik ve hoşgörü sahibidir. İnsanların davranışlarını mizahi bir açıdan değerlendirebilir ve kendi hatalarına da gülüp geçebilir. Alman düşünür Goethe’nin de dediği gibi, olgun insan, kendine gülebilen insandır.


Eğer bu işaretlerden birkaçını kendinizde veya bir yakınınızda fark ediyorsanız, bu durumu ciddiye almanız çok önemli. Psikolojik sorunlar, tıpkı fiziksel hastalıklar gibi tedavi edilebilir. Yalnız değilsiniz ve yardım almak için asla geç değil.

2014'den bu yana sahada etkin çalışan bir Psikolojik Danışman/Aile Danışmanıyım. Bireyle psikolojik danışma, aile danışmanlığı ve ergen psikolojik danışmanlığı yapıyorum. İstanbul anadolu yakasında danışan kabul etmekteyim. Bilgi ve randevu için bana mail gönderebilirsiniz: pd.firatyalcin@gmail.com

Yorum gönder