Burada önemli bir nokta şu:
Bu kişiler çoğu zaman tartışmayı kazanmayı değil, duygusal olarak var olmayı hedefler. Ancak bunu sağlıklı bir yolla yapamadıkları için, “haklılık” üzerinden kendilerini garanti altına almaya çalışırlar.
Bu yüzden tartışmalarda şunu sık görürüz:
Konu ne olursa olsun, mesele hızla “kim haklı?” zeminine kayar. Çünkü kişi için mesele artık konu değil, kendilik değeridir.
Peki bu durum ilişkide neye yol açar?
- Tartışmalar çözüme değil, savunmaya gider
- Empati azalır, pozisyon alma artar
- Partnerlerden biri “anlaşılmıyorum”, diğeri “sürekli yargılanıyorum” hisseder
- Zamanla duygusal mesafe oluşur
- Partneriniz katlanıyormuş gibi görünebilir fakat bu zamanla uzaklaşmasına sebep olan gizli bir ilişki katilidir.
Bir başka kritik nokta da şudur:
Haklı olma çabası gösteren kişi çoğu zaman bunun farkında değildir. Kendi iç dünyasında yaptığı şey, “kendini korumaktır”. Bu yüzden doğrudan “sen hep haklı çıkmaya çalışıyorsun” demek genellikle savunmayı daha da artırır.
Daha işlevsel bir yaklaşım şuna benzer:
- “Bu konuyu konuşurken kendimi anlaşılmamış hissediyorum”
- “Burada kimin haklı olduğundan çok, birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var gibi geliyor”
Çünkü bu yaklaşım, tartışmayı “haklılık” düzleminden alıp duygusal ihtiyaçlar düzlemine taşır.
Haklı olma çabası çoğu zaman çocuklukta öğrenilmiş bir davranıştır. Özellikle sık eleştirilen, yeterince onay görmeyen ya da kendini sürekli açıklamak zorunda kalan bireylerde bu örüntü daha belirgin olur.
Yani mesele çoğu zaman şu değildir:
“Kim haklı?”
Asıl mesele şudur:
“Kim kendini güvende ve değerli hissediyor?”
Peki bu döngü nasıl kırılabilir?
Bu noktada iki ayrı yerden bakmak faydalı olur:
Birincisi bu eğilimi yaşayan kişi, ikincisi ise partneri.
Eğer haklı olma çabası çoğunlukla sizdeyse:
Öncelikle fark etmek en kritik adımdır. Tartışma anında kendinize şu soruyu sormak önemli bir kapı açar:
“Ben şu an anlaşılmak mı istiyorum, yoksa haklı çıkmak mı?”
Çoğu zaman cevabın ilk seçenek olduğunu fark edersiniz.
Bunun yanında şu küçük pratikler işe yarayabilir:
- Konuşma sırasında kendinizi savunmaya geçerken yakalamaya çalışın
- Cevap vermeden önce kısa bir duraklama ekleyin
- Partnerinizin söylediğini kendi cümlelerinizle tekrar edin:
“Şunu demek istiyorsun sanırım…”
- İçinizde yükselen duyguyu isimlendirin:
“Şu an kendimi değersiz hissettim” gibi
Bu yaklaşım, tartışmayı kazanmaktan çok bağ kurmaya hizmet eder.
Ayrıca şunu fark etmek önemli:
Haklı olmak kısa vadede rahatlatır, ama uzun vadede ilişkiyi beslemez.
Anlaşılmak ise hem sizi hem ilişkiyi güçlendirir.
Eğer bu durum daha çok partnerinizdeyse:
Burada en sık yapılan şey, karşı tarafın haklı olma çabasına karşı daha güçlü bir şekilde “haklı çıkmaya” çalışmaktır. Bu da döngüyü daha da sertleştirir.
Bunun yerine:
- İçeriğe değil, duygunun kendisine odaklanın
“Bu senin için önemli görünüyor” gibi
- Tartışmayı kazanmaya değil, yavaşlatmaya çalışın
- Kendi duygunuzu net ama yargısız ifade edin
“Bu şekilde konuştuğumuzda kendimi geri çekiyorum”
- Doğrudan etiketlemekten kaçının
(“Sen hep böylesin” gibi ifadeler savunmayı artırır)
Buradaki amaç, karşı tarafın savunmasını kırmak değil;
kendini güvende hissedebileceği bir alan açmaktır.
Ortak bir zemin olarak:
İlişkilerde sağlıklı bir iletişim, “haklı olanın kazanması” üzerine değil,
iki tarafın da anlaşılmış hissetmesi üzerine kurulur.
Bazen bir adım geri atmak, geri çekilmek değildir.
Aksine, ilişkiyi korumak için bilinçli bir tercihtir.
Ve çoğu zaman şu küçük değişim büyük fark yaratır:
“Kim haklı?” sorusundan
“Burada neye ihtiyacımız var?” sorusuna geçebilmek.
Sağlıcakla.
Yorum gönder